Bel, boyun ve eklem ağrılarında cerrahi olmayan tedavilere rağmen yeterli iyileşme sağlanamayan hastalarda, bir sonraki aşamada minimal invaziv girişimler uygulanır.
Minimal invaziv yöntemler, açık ameliyata gerek kalmadan, küçük iğneler veya ince cihazlar yardımıyla yapılan modern tedavilerdir. Bu yöntemlerin temel amacı, ağrıya neden olan bölgeye doğrudan müdahale ederek sinir üzerindeki baskıyı azaltmak ve hastanın yaşam kalitesini yükseltmektir.
Bu girişimler sayesinde birçok hasta:
• Ameliyata gerek kalmadan rahatlar
• Kısa sürede günlük hayatına döner
• Uzun süreli ağrı kontrolü sağlar
• Hastanede yatış ihtiyacı yaşamaz
Minimal invaziv tedaviler genellikle lokal anestezi altında uygulanır ve işlem sonrası iyileşme süreci oldukça kısadır.
Aşağıda bu yöntemler ayrıntılı olarak açıklanmıştır.

Bel, boyun ve eklem ağrıları, günümüzde en sık görülen sağlık problemleri arasında yer almaktadır. Uzun süre masa başında çalışma, hareketsiz yaşam tarzı, yanlış duruş alışkanlıkları, ağır yük kaldırma, stres, obezite ve yaşlanmaya bağlı dejeneratif değişiklikler bu sorunların ortaya çıkmasında önemli rol oynar.
Beyin ve sinir cerrahisi alanında, bel ve boyun fıtıkları ile eklem kaynaklı ağrılarda ilk tercih edilen yaklaşım genellikle cerrahi olmayan tedavilerdir. Çünkü her bel ya da boyun fıtığı vakası ameliyat gerektirmez. Doğru şekilde uygulanan konservatif tedaviler sayesinde hastaların büyük bir bölümü ameliyata gerek kalmadan sağlığına kavuşabilmektedir.
Bu tedavilerin temel amacı:
• Ağrıyı azaltmak
• Sinir üzerindeki baskıyı hafifletmek
• Kasları güçlendirmek
• Hareket kabiliyetini artırmak
• Hastanın günlük yaşam kalitesini yükseltmek
• Ameliyat ihtiyacını geciktirmek veya tamamen ortadan kaldırmak
şeklinde özetlenebilir.
Cerrahi olmayan tedaviler, genellikle hastanın şikayetlerine, görüntüleme bulgularına ve genel sağlık durumuna göre kişiye özel olarak planlanır.
Aşağıda bu tedaviler alt başlıklar halinde detaylı olarak açıklanmıştır.

Bel ve boyun fıtıkları, omurga disklerinin yapısının bozulması sonucu sinir köklerine veya omuriliğe baskı yapmasıyla ortaya çıkan ciddi sağlık sorunlarıdır. Bu durum, zamanla hastanın yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürebilir.
Her bel veya boyun fıtığı hastasında cerrahi tedavi gerekli değildir. Ancak bazı durumlarda ameliyat kaçınılmaz hale gelir. Cerrahi yaklaşımlar, diğer tedavi yöntemlerinden fayda görmeyen veya nörolojik kayıp gelişen hastalarda uygulanır.
Ameliyatın temel amaçları şunlardır:
• Sinir üzerindeki baskıyı ortadan kaldırmak
• Ağrıyı kalıcı olarak azaltmak
• Kuvvet kaybını önlemek
• Uyuşma ve his kaybını gidermek
• Omurga stabilitesini sağlamak
• Hastanın günlük yaşama dönüşünü hızlandırmak
Günümüzde gelişen teknoloji sayesinde omurga cerrahisi, daha güvenli ve başarılı şekilde uygulanabilmektedir.
Aşağıda bel ve boyun fıtıklarında uygulanan cerrahi yöntemler detaylı olarak açıklanmıştır.

Beyin ve sinir cerrahisi yalnızca bel ve boyun fıtıklarıyla sınırlı değildir. Bu uzmanlık alanı, omurilik, omurga ve periferik sinir sistemini ilgilendiren çok sayıda hastalığın tanı ve tedavisini kapsar.
Omurilik ve sinir yapıları, vücudun hareket, his, refleks ve organ fonksiyonlarının kontrolünden sorumludur. Bu nedenle bu bölgelerde oluşan hastalıklar, erken tanı ve doğru tedavi gerektirir.
Omurilik ve sinirle ilgili cerrahi tedavilerin temel amaçları şunlardır:
• Sinir dokusunu korumak
• Kalıcı hasarı önlemek
• Ağrıyı azaltmak
• Hareket ve his kaybını düzeltmek
• Hastanın bağımsız yaşamını sürdürmesini sağlamak
• Yaşam kalitesini artırmak
Aşağıda bu alanda uygulanan başlıca cerrahi tedaviler detaylı olarak açıklanmıştır.

Radyofrekansla faset eklem blokajı ve disk içi lazer ve radyofrekans girişimleri

Radyofrekans ile faset blokajı veya intra diskal girişimlerle IDET denilen, disk içi lazer veya radyofrekans uygulamaları, günümüzde oldukça önem kazanan girişimlerdir. 

Eklem ağrıları ve hareket kısıtlılığı, yaşam kalitesini olumsuz etkileyen en önemli sağlık sorunları arasında yer almaktadır. Günümüzde, erken ve orta evre eklem hastalıklarının tedavisinde cerrahi dışı yöntemler giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Eklem içi sıvı kolajen uygulamaları, eklem dokusunu desteklemeyi, ağrıyı azaltmayı ve hareket kabiliyetini artırmayı hedefleyen modern ve güvenli bir tedavi seçeneği olarak öne çıkmaktadır. Uygun hasta grubunda, uzman hekim değerlendirmesiyle planlandığında uzun süreli ve kalıcıya yakın fayda sağlayabilmektedir.